Çamaşırhane

Köylerde eskiden, on beş günde bir defa çamaşırlar çamaşırhanede yıkanırdı. Çamaşırhanelerde dört – beş tane yalak olurdu. Odun ateşinde ısıtılan suyla, ağaç kütüğünden oyulmuş yalakta, yine ahşap tokaçlarla vurarak çamaşırlar yıkanırdı.

Sabah namazıyla çamaşırhaneye gidilir, nöbet alınırdı. Nöbet almak denilen şey ocakların üzerine kondurulmuş bir güğüm ya da kazandı. Manası ‘bugün burada ben çamaşır yıkayacağım’ idi. Çamaşırhanede çamaşır yıkamak tam bir sosyalleşme ortamı sunardı. Köye dair bütün haberler/söylentiler burada öğrenilir; kimi fıkra, kimi masal anlatır, bazı şakacı “deli-depelek gelinler” kayınvalidesinin, görümcesinin taklidini yapar; çamaşırların bittiği sıra kazanın közüne mevsimine göre patates, pancar, mısır gömülürdü. Bahçe kenarları ‘harım’ denilen çalılarla kaplı olduğu için, çamaşırlar harımın üzerine yerleştirilirdi. Harımın üzerinde kızgın güneş altında kuruyan çamaşırlarda kırışıklıktan eser bulunmazdı.

İşte bugün kaybolmaya yüz tutmuş bir gelenek de Altınköy Açık Hava Müzesi’nde tüm ritüelleriyle aynen yaşatılıyor. 1980’li yıllara kadar, yani elektriğin ve suyun köylerde de henüz yaygınlaşmadığı dönemlerde köylerde yaşanan gelenek ve göreneklerin Altınköy içerisinde yaşatılması için çaba harcayan Başkan Tiryaki, Altınköy’ün ziyaretçilerine farklı sürprizler yaşatacağını belirtti.

  • camarsirhane_1
  • camarsirhane_2
  • camarsirhane_3